Bu Blogda Ara

Öne Çıkanlar

Bir Merak Konusu: İşçi Konseyleri

Marksistlerin hepsinin uzlaştığı konu işçi iktidarıdır. Kendilerini Marksist sanan Sosyal Şovenlerin, küçük burjuva ideologlarının ve oportü...

19 Mayıs 2022 Perşembe

19 Mayıs Soykırımı Üzerine

 

Resmi tarihçe üstü karalanmış, örtülmüş ve bahsedilmesi fiilen yasaklanmış; anılması “Türk ve Türkçülüğe hakaret” sebebiyle ceza sebebi olarak görülmüş olan, Türkiye üst sınıfı ve sınıflarının kara lekesi olan soykırımlardan bugün bahsetmezsek olmaz. Türkiye’de bir fısıltı dolanıyor, resmi tarih fısıltısı. Bu fısıltı ki ondan bahseden herkes toplumun ve anayasanın zorbalığına maruz kalıyor. Soykırımdan bahsettiği için vatan hainliği ve komünizmle suçlanmamış tek bir muhalefet partisi gösterebilir misiniz? Buradan tek bir sonuç çıkıyor; resmi tarihçilerce reddedilen bu soykırımın delilleri o kadar güçlüdür ki olaydan yüzyıl sonra günümüzde bile üst sınıfı korkutmayı başarıyor.

Bugüne kadar geçen tarih sınıf savaşlarının tarihidir. Bunu en açık biçimde bu soykırımlardan görmekteyiz. Zamanın üst sınıfları, başta İsmail Enver ve Mustafa Kemal olmak üzere, kendi iktidarlarını koruma altına almak için hiçbir eylemden sakınmamışlardır. Bunu yapar iken ezdikleri veya ezecekleri Anadolu halkının kendilerine hitap eden kesimi olan Türk etnik grubunun bir fanatizmini yürütmüş, bunu yürütmedilerse de bir İslam fanatizmiyle İslamcılık düşüncesiyle tüm eylemlerini meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Bunların hepsi işçi sınıfını bölmeye çalışan ideolojilerin ultraotokrat bir yansıması sonucu olan kitlesel kıyımlar olmaktan başka bir şey olmamaktadır. 


Soykırımın Arkaplanı

Bu 19 Mayıs soykırımı -diğer adıyla Rum kırımı- bir günde planlanmış ve uygulanmış bir soykırım değildir. O zamanın Osmanlı İmparatorluğu’nda Fransız İhtilali ve 1848’den beri süregelen işçi isyanları nedeniyle asimilasyonist politikalara karşı ezilen uluslar ezilen ulus milliyetçiliği fikrine yönelmişlerdir. Hal bu iken çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğu -ki Büyük Britanya da çok ulusludur- bu isyanlardan payına düşeni almış ve çözümü ıslahatlar ile kapitülasyonlarda bulmuştur. Fakat sorun yine çözülmemiştir. Bu sorunların devam edişi 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’nın savaşa girmesini fırsat bilen pek çok ezilen ulus için kapı aralamıştır. 1. Dünya Savaşı’ndan önce zaten bağımsızlığını kazanmış olan Sırbistan, Bulgaristan gibi devletler bu karışıklığa pek müdahale etmeseler de Yunan ulus devleti Osmanlıda kalmış, heterojen biçimde olan nüfusunun bu isyan hareketlerini desteklemekten geri kalmamıştır. Zaten yıkılmakta olan Osmanlı İmparatorluğu daha fazla toprak kaybetmemek için -ki önünde sonunda yine kaybetmiştir- bu isyanları çözmenin yolunu türlü Tehcir politikalarında bulmuştur. Ermeni Çeteler laf ebeliğiyle alakalı alakasız tüm Ermenileri ölüm yürüyüşü (tehcir) cezasına mahkum eden Osmanlı İmparatorluğu aynı şeyi Rumlara fakat Hristiyan Rumlara yapmaktan çekinmemiştir. Pontus bölgesinde yaşayan Lazlar (Megrellerle akraba olan etnik grup) Müslüman olmalarından ötürü sadece çetelerinin öldürülmesine hatta 1. Dünya Savaşı sırasında Laz çetelerinin affına lâyık görülürken Rumlar ve Ermeniler sırf Hristiyan oldukları ve İsmail Enver’in İslamcılık politikasına ters düştükleri için en merhametsiz politikalara maruz kalmaktan geri duramamışlardır. Buradan anlaşılabileceği gibi bu soykırımlar hiçbir zaman çetelerin kendisinin sebebi olmamıştır. Eğer öyle olsaydı Müslüman Lazlar’ın da bu kırımlara maruz kalması gerekirdi. Lazlar ise bu kırımlara 1936-39 yılları arasında Gürcistan SSC’de yaşadıkları sürede Stalin tarafından maruz kalmışlardır. Aradaki tek fark Stalin’in Lazlara olan “ölüm yürüyüşü” bir ölüm yürüşü değil, onları Gürcü kimliğine asimile etme çabası ve direnenleri Sibirya’ya ve Türkistan coğrafyasına vagonlarla sürgün etmedir. 


Rumlara dönecek olursak, bu uzun süren soykırım sonucunda maksimum 1 milyon olmak üzere Rum’un katledildiği düşünülmektedir. Fakat tekrar vurgulamak isterim ki İsmail Enver ve Mustafa Kemal bunu Rumlara Rum oldukları için değil, Hristiyan oldukları için yapmışlardır. Bunun kanıtı ise Yunanistan hükümeti ile “Kurtuluş Savaşı” sonrası yapılan zorunlu göç anlaşmasında Karaman’daki Hristiyan olan Türklerin ve diğer Hristiyanların Yunanistan’a sürgünü, Yunanistan’daki Müslüman olan herkesin Türkiye’ye sürgünüdür. Bu anlaşma bizzat CHP hükümeti tarafından imzalanmış ve bu imzalama CHP’nin hiçbir zaman laik olmadığını kanıtlamıştır. Bazı sözde Marksistler Atatürkçü hareketin dönemine göre ilerici olduğu gibi aptalca bir saçmalığı dile getirmekte, 23 Nisan kutlamaktadırlar. O Stalincilere diyebileceğimiz tek şey bu olaylardan yıllar sonra Müslüman Lazlar’ı sürdükleri zihniyet ile İsmail Enver’in ve Mustafa Kemal’in soykırımcı zihniyetinin aynı ultraotokrat zihniyet olduğudur.


19 Mayıs’la Yüzleş!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

En Çok Okunanlar